04.10.2011 - 14:39
Okunma (227)
Yorum (0)
Paylaş

Yazar hakkında :

YAYLADAN BANA NE?

Bir gerçek bir de algı var ortada. Gerçek olan Osmaniye’nin yaylalarında üç bine yakın ev için alınan yıkım kararı ve verilen cezaları. Algı ise yayla evlerinin yıkım kararları mahkûmiyet kararlarının sanki bu yıl alınması.


Öncelikle bu yanlış algıyı düzeltmek gerek. Bu mesele bu yıl ortaya çıkmış değil. Neredeyse yirmi yıldır aşkın bir süredir yaşanan bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunu hükümetin yani Ak Parti’nin üzerine yıkmak oldukça yanlış ve haksız bir yaklaşım olur. O yüzden birikmiş sürekli ertelenmiş önemli ve hayati bir sorunla karşı karşıya olduğumuzun farkına varmak zorundayız. Ne yazık ki toplumun büyük kesimi bunu hiç umursamıyor. Sorunun ne olduğunun ve kimleri ne şekilde etkilediğinin farkında bile değil.


Aşırı sıcaklardan bunalan birçok vatandaşımız yıllardır hep yaylaya çıkar ve yaz mevsimini orada geçirir. Rahat bir nefes almak içindir her şey. Yayla, yüksek sıcaklardan dolayı nefes almakta zorluk çeken insanımızın doğal oksijen çadırıdır. Yaşlısı genci, kadını erkeği hiç fark etmez. Bankacı Mehmet de yaylacıdır tablacı Ahmet’te. Tek fark ise kaldığı yerdir, yediği içtiğidir. Temiz hava sağlıklı yaşamın temel şartıdır. İnsan sağlığı için yayla zorunlu bir ihtiyaçtır.


Hal böyleyken yıkım kararları neden alındı mahkûmiyet kararları neden verildi? Kim haklı kim haksız? Bunun artık hiçbir faydası yoktur. Herkes haklı, herkes suçludur!


Vatandaşın yaylaya çıkmasının maddi ya da manevi faydalarını saymakla bitiremeyiz. Yaylaya çıkmayan sıradan bir vatandaşa kullandığı klimadan dolayı 150-200 TL elektrik faturası gelirken yaylaya çıkan bir vatandaşa 50-60 TL elektrik faturası gelmektedir. Onbinlerce abone düşünüldüğünde bu çok büyük bir tasarruftur. Yayladaki vatandaşımız daha az hastalanmaktadır. Temiz havadan dolayı yazın neredeyse doktora gitmeyen vatandaşla klimalı serin odadan sıcağa daha sonra sıcaktan tekrar klimalı odaya giren vatandaşın sağlık durumu ve devletin sağlık harcaması hiç aynı olur mu?


Yaylaya çıkmak ne kadar insani ve hayati ise ormanı korumakta aynıdır. Orman gelecektir, hayattır. Yaylaya çıkan insanımız bunu bilerek yaylasını korumuş ve kollamıştır. Vatandaşına yıllardır göz yuman devletin gözü açılmıştır. Devlet uykudan uyanmış, uyandırılmıştır. Kabus gören devlet şimdi vatandaşına kabus yaşatmaktadır. Her vatandaşın kendi malına sahip çıkması gerektiği gibi devlet de haklı olarak malına sahip çıkmak istemektedir. Devlet yaylaya yol, su, elektrik ve telefon hizmeti götürse, orada şenlikler düzenlese de durum bundan ibaret.


Bundan sonra ne olmalı ve ne yapılmalı? Yeni bir yayla kanunu çıkmadan bu sorun asla çözülmez. Bu sorun sadece haklarında yıkım kararı verilen vatandaşların olarak görülmemeli.


Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği ( TÜMSİAD)’ın öncülüğünde yapılan imza kampanyasına on günde 9 bin imza atıldı. Yaylana sahip çık imza kampanyası başladığında daha çok insanın katılacağını düşünüyordum. 9 Bin küçümsenmeyecek bir sayı ama sorunun önemi göz önüne alındığında düşük bir sayı. Bir imzadan ne çıkar ki yaklaşımları, imza atarsam devlete karşı gelirim mantığı, yaylada evim yok ki imza atayım gibi birçok nedenden dolayı olsa gerek tahminimin çok altında kalan bir sayı ortaya çıktı. Çok sayıda insan yasa çıkmazsa veya çıkması süresi uzarsa ya hapis yatacak ya da para cezası ödemek zorunda kalacak. Hapis yatmak ya da para cezası ödemek yayla evini kurtarmayacak. Canı yanan vatandaş bir başkasını ihbar edecek ve her geçen gün adeta suçlu insanlar topluluğu haline geleceğiz. Gelin çok geç olmadan tehlikeyi fark edelim ve biraz olsun yayla umurumuzda olsun. Başkalarının acılarını, dertlerini kendi sorunlarımız gibi gördüğümüz gün her şey çok farklı olacaktır.


Selam, saygı ve muhabbetle…

Henüz Yorum Yok.
İlk Yorum Yapan Siz Olmak İstermisiniz.


(Güvenlik İçin Max:750 Karakter)
Kalan Karakter Sayısı