Osmaniye, Türkiye radyo80@gmail.com 0328 813 8080
94.8 FM

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin COP31 hazırlıklarına ilişkin bilgilendirme yaptı.

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, yazılı ve görsel medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleri ile İstanbul’da bir araya gelerek, Türkiye’nin COP31 hazırlıklarına ilişkin bilgilendirme yaptı. Gazetecilerin sorularını cevaplayan COP31 Başkanı Kurum, COP31’in BM Genel Kurulu kadar önemli bir toplantı olduğuna vurgu yaparak, “196 ülke iklimle ilgili taahhütlerini, projelerini, hedeflerini, tecrübelerini paylaşıyor. Ülkelerin verilmiş olan taahhütlerinin ne yapıldığı orada sorgulanıyor. Günlerce müzakereler yapılıyor. Dolayısıyla bu BM nezdinde en büyük organizasyon. Yani New York'taki Birleşmiş Milletler Zirvesi ile eş diyebileceğimiz bir organizasyon” dedi. İklim dirençli şehirler konusunda İstanbul Ayazağa’da sel sonrası yaptıkları incelemeyi örnek gösteren Bakan Kurum, dere ıslahının tamamlanmadan aynı noktada kültür merkezi yapımının hızla devam ettiğini gördüklerini anlatarak, “Kültür merkezi ihtiyacınız olabilir evet ama altyapınızı, arıtma tesisinizi yapmadığınız yerde kültür merkezine ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum” diye konuştu. Türkiye’nin Avrupa’dan çöp ihraç edip etmediği yönündeki soruları da cevaplayan Bakan Kurum, çöp değil ham madde olarak kullanılabilecek formda geri dönüştürülebilir atıkların ihraç edildiğini anlattı, “Biz çöp ithalatına kesinlikle izin vermiyoruz. Çöp ülkemize gelemez. Geliyorsa eğer o süreçte farklı yanlışlıklar vardır. Onun da savcılıklar gereğini yapar. Ne geliyor? Granür malzeme geliyor. Yani öğütülmüş granür malzeme geliyor ve onlar hammadde olarak üretimde kullanılıyor” dedi. Adana’daki plastik kirliliği ile ilgili denetimlere dikkat çeken Bakan Kurum, “Adana'daki durum, kaçak yollarla oraya ham madde getiriyorlar. Bu tespitleri yaptık. Tespit ettiğimiz işletmeleri kapattık. Cezai işlem uyguladık. Bizim mevzuatımıza uygun hareket etmedikleri için suç duyurusunda bulunduk” açıklamasını yaptı.

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, COP31 hazırlıklarına ilişkin İstanbul'da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi. Açılış konuşmasında COP31 Eylem Gündemi’ni ve sahadaki hazırlıkları anlatan Bakan Kurum daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin Uygulama COP’u yaklaşımını detaylandıran Bakan Kurum, “Bugün dünya maalesef o 1,5 derece hedefinden uzak. Seller, yangınlar, yağışlar şiddeti, sıklığı artarak devam ediyor. Artık ülkelerin maalesef ekonomilerine çok önemli izler, derin yaralar bırakıyor. O yüzden biz bu mücadeledeki samimiyetimizi, tecrübemizi ortaya koyacağız ve istiyoruz ki; tamam konuşulan konuşuldu ama artık bunları hayata geçirmemiz lazım. Artık taahhüt konuşmayalım. Yeni taahhüt istemiyoruz. O taahhütleri uygulamaya geçirmek istiyoruz. Çünkü gençler, çocuklar, dünya bizden bunu bekliyor. O yüzden bu iradeyi ortaya koyacak bir başkanlık sürecini ilk günden itibaren yürüttük. Sonuna kadar da bu duruşta, bu kararlılıkta olacağız” dedi.

“YAŞANACAK BİR DÜNYA KALMADIKTAN SONRA SINIRLARINIZI SAVUNSANIZ NE OLUR?”

COP31 Başkanı Kurum, iklim değişikliği ile mücadelenin NATO’nun savunma yatırımları mantığıyla, finansman desteğiyle mümkün olabileceğine işaret etti: Burada var olup yok olma meselesi var. Ülkelerin bu dönüşümden istifade edip üretimini, istihdamını artırma meselesi var. İşte tam da bu noktada biz tüm dünyanın dikkatini Antalya'ya çekmek istiyoruz. Bu kararları almamız lazım. Geleceğimiz için, çocuklarımız için almak mecburiyetindeyiz. Eğer bir NATO toplantısında ülkeler savunma harcamalarını yüzde 5'e çıkarma kararı alıyorsa iklimle ilgili mücadelede de aynı kararlılığı tüm dünya göstermek zorunda. Çünkü yaşanacak bir dünya kalmayacak. Yaşanacak bir dünya kalmadıktan sonra sınırlarınızı savunsanız ne olur? Yani suyunuzun olmadığı, yeşilinizin olmadığı veya o tarihi binanın içinde oturamadığınız işte Avrupa'nın bugün yaşadığı binanız olsa ne olacak? Veya yaşanan iklim göçleri sebebiyle başka krizlerle karşılaştığınızda bunu nasıl çözeceksiniz?

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ZİRVESİ İLE EŞ DİYEBİLECEĞİMİZ BİR ORGANİZASYON”

COP31’in BM Genel Kurulu kadar önemli bir toplantı olduğuna vurgu yapan Bakan Kurum, iklim ile ilgili dünyayı ilgilendiren tüm konuların bu toplantılarda müzakere edildiğini anlattı: Bu zirve şu an tüm dünya geneline baktığınızda 196 ülkenin katıldığı en büyük zirve. 196 ülke iklimle ilgili taahhütlerini, projelerini, hedeflerini, tecrübelerini paylaşıyor. Ülkelerin verilmiş olan taahhütlerinin ne yapıldığı orada sorgulanıyor. Müzakereler yapılıyor günlerce. Dolayısıyla bu BM nezdinde en büyük organizasyon. Yani New York'taki Birleşmiş Milletler Zirvesi ile eş diyebileceğimiz bir organizasyon. Biz ne elde edeceğiz? Biz, bir kere COP31 Başkanlığı olarak 196 ülke adına hareket ediyoruz. Burada şeffaf, hakkaniyetli, adaletli bir başkanlık süreci yürüteceğimizi ve COP31'de de netice alacağımızı, almak istediğimizi söyledik. O yüzden diyalogla, uzlaşıyla hareket edeceğiz ama aksiyonla da sonuç alacağımızı aslında üç kelimeyle tüm dünyaya ifade etmiş olduk.

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK BELGESİNİ ALAN İLK COP ORGANİZASYONU ANTALYA

Bakan Kurum, toplantıda kendisine yöneltilen “COP31 kendi karbon ayak izini azaltmak için ne gibi bir strateji izliyor?” sorusunu şöyle yanıtladı:  Türk Hava Yolları ile gelen misafirlerin emisyonunu bile düşünüyoruz. Yani sıfır emisyonlu bir organizasyon olsun istiyoruz. Bu kapsamda hatta ilk belgeyi alan, sürdürülebilirlik belgesini alan COP organizasyonu bu. Dün Antalya'ya gittiğimizde bu belgeyi aldık ve COP tarihinde de ilk yani böyle bir belge. Buradaki transfer araçları, ulaşım araçları yine Euro 6 standartlarına uygun. Gerek elektrikli gerekse doğal gazlı araçlarla insanlar bu katılımları yapacaklar. Yeni araçlar buraya gönderdik. Tüm Türkiye'den diğer belediyelerimizden araçları yine Antalya Büyükşehir Belediyemize gönderdik. Yeni 650 araç geldi ve hepsi düşük emisyonlu araçlar. Yani oteldeki organizasyondan tutun da ulaşımdaki detaya kadar bu sürdürülebilirliği aldık.

“AFET SONRASI YAŞANILAN MADDİ KAYIPLAR MALİYET OLARAK 1'E 10 ARTIYOR”

COP31 Başkanlığı’nın dirençli şehirler başlığının altını çizen Bakan Kurum, afetlere dirençli şehirlerin inşasının afetten sonra meydana gelecek hasardan çok daha düşük olduğuna dikkati çekti: Afet sonrası yaşanılan maddi kayıplar maliyet olarak 1'e 10 artıyor. Yani 10 katına çıkıyor. Yani afet öncesinde yapabileceğiniz bir yatırım afet sonrası yapacağınız yatırıma kıyasla çok daha uygun. O yüzden buna ilişkin hep birlikte bu iradeyi ortaya koymak zorundayız. İşte en son yaşadığımız seller de bunu gösteriyor. Nepal'de yaşanan sıkıntı bunu gösteriyor. İspanya'daki, Brezilya'daki seller bunu gösteriyor. İnsanların hayatlarına maalesef zarar veriyor, ekonomisine zarar veriyor.

“ARITMA TESİSİNİZİ YAPMADIĞINIZ YERDE KÜLTÜR MERKEZİNİN İHTİYAÇ OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜYORUM”

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

İstanbul Ayazağa’da sel sonrası yaptıkları incelemeyi örnek gösteren Bakan Kurum, dere ıslahının tamamlanmadan aynı noktada kültür merkezi yapımının hızla devam ettiğini gördüklerini anlattı. Belediyelerin şehircilik anlayışının iklim dirençli şehirlere göre şekillenmesi gerektiğini anlatan Bakan Kurum, “‘Altyapı yatırımı oy getirir mi? Vatandaşın gördüğü bir iş midir?’ diye endişeler yaşayan idarecilerimiz var. Ama asıl iş bu… Yani milletimizin de bunu sorgulaması gerekiyor. Yapılmayan bir dere ıslahı, yapılmayan bir yağmur suyu kanalı cana, mala zarar veriyor. İşin sonu bu. Bunu yapmak zorundayız. Eğer bizim altyapımız buna imkan vermiyorsa, altyapımız hazır değilse, yetersizse biz gidip açıkçası popülist bir yöneticilik yapmak yerine yani kültür merkezi ihtiyacınız olabilir evet ama altyapınızı, arıtma tesisinizi yapmadığınız yerde kültür merkezinin ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Yani burada çok netim. O yüzden burada her idarecinin, yerel yönetimlerin, belediyelerin, merkezi idarenin bu konuda üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum. Yaşadığımız krizler de, seller de aslında bunu net bir şekilde ortaya koyuyor” dedi.

“BİZ ÇÖP İTHALATINA KESİNLİKLE İZİN VERMİYORUZ, GRANÜR MALZEME GELİYOR”

Türkiye’nin Avrupa’dan çöp ihraç edip etmediği yönündeki soruları da cevaplayan Bakan Kurum, ham madde olarak kullanılabilecek formda geri dönüştürülebilir atıkların ihraç edildiğini anlattı: Türkiye'de geri dönüşümle ilgili gerçekten önemli bir sektör var. Hatta organize sanayi alanı bile var. Yani yenilerini açmak istiyorlar. Nedir bu? Atıyorum plastiklerden boru üretiliyor. Elektrik kablolarından yine o toplanmış kablolardan kablo üretiliyor. O kağıt atıklarından yine defter, kitap üretiliyor. Türkiye bu konuda gerçekten diğer ülkelere nazaran oldukça iyi konumda. Ve bizim hammaddeye ihtiyacımız var. Yani bizim ülkemizdeki hammadde bu tesislerin bu üretimi yapmasına yetmiyor. Yani kağıt ya atıktan yapmak zorundasınız ya da işte kesim yapmak zorundasınız. Atıktan yapılmasını biz daha önceliklendiriyoruz. Ama elinizdeki atık buna yetmiyorsa atık ithal edeceksiniz. O yüzden üretimimize hammadde olarak biz bu kotaları getirdik. Yalnız burada ayrıştırmamız gereken konu; biz çöp ithalatına kesinlikle izin vermiyoruz. Çöp ülkemize gelemez. Geliyorsa eğer o süreçte farklı yanlışlıklar vardır. Onun da savcılıklar gereğini yapar. Yani hani bize bildirin biz de suç duyurusunda bulunalım. Eğer bir çöp buraya ithal ediliyorsa kaçak yollarla getirilmeye çalışılıyorsa bu hukuka uygun değil, mevzuata uygun değil. Dolayısıyla bu yasak. Ne geliyor? Granür malzeme geliyor. Yani öğütülmüş granür malzeme geliyor ve onlar hammadde olarak üretimde kullanılıyor. Peki ne yapacağız? Yani biz böyle almaya devam mı edeceğiz? İşte bu DOA uygulamasıyla, Sıfır Atık uygulamasıyla birlikte biz geri dönüşüm oranlarımızı arttırdıkça COP31'de koyduğumuz hedefler çerçevesinde hayata geçirdikçe hammaddemiz kendimize yetecek. Hatta fazlasını üretip biz yurt dışına malzeme olarak da ihraç edeceğiz. Bu dengeyi yakalamaya çalışıyoruz.

“ADANA'DAKİ DURUM KAÇAK YOLLARLA ORAYA HAM MADDE GETİRİYORLAR, TESPİTLERİ YAPTIK, O İŞLETMELERİ KAPATTIK”

Bakan Kurum, özellikle Adana ve Antalya kıyılarında görülen plastik kirliliğine ilişkin de ciddi yaptırımlar uygulandığının altını çizdi: Adana'daki durum kaçak yollarla oraya ham madde getiriyorlar. Bu tespitleri yaptık. Tespit ettiğimiz işletmeleri kapattık. Cezai işlem uyguladık. Bizim mevzuatımıza uygun hareket etmedikleri için suç duyurusunda bulunduk. Bu olmaya devam ederse bize bildirin. Biz işletmeyi kapatırız. Kimin işletmesi olduğu kiminle ilişkili olduğunun hiçbir önemi yok. Mevzuatımıza uygun hareket edecek. Kanunla uygun hareket edecek herkes. Yani sadece bu konuda değil her konuda kanunlara uygun hareket etmemiz lazım.

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

“DOA İLE AMACIMIZ ASLINDA ATIĞIMIZIN TAMAMINI DÖNÜŞTÜRMEK”

Bakan Kurum, döngüsel ekonomi ile kaynakların sürdürülebilir kullanımını Türkiye’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiyle ilerleteceğini belirterek şöyle konuştu: Sıfır Atık işine başladığımızda geri dönüşüm oranımız yüzde 13'tü. Yani geri dönüşüm oranımız derken neden bahsediyorum? İşte karton, metal, cam, pet şişelerin ekonomiye kazandırılma oranı yüzde 13'tü. Şu an yüzde 39'a çıktı ve bu DOA uygulamasıyla amacımız aslında atığımızın tamamını dönüştürmek, tamamını yeniden ekonomiye kazandırmak. Üretimde,  imalat sektöründe yüzde 15 oranı da bunu içeriyor. O atıkları toplayacağız yeniden üretimde kullanacağız. Bu atık sadece cam, karton, metal değil. Tekstil atığı da elektronik atık da inşaat atığı da tıbbi atık da… Aklınıza ne geliyorsa bunlarla ilgili biz bu zorunlulukları zaman içerisinde artırmaya devam edeceğiz.

“BEN HİÇBİR BELEDİYE BAŞKANINI ‘GEL GÖRÜŞELİM’ DİYE DAVET ETMİYORUM”

AK Parti’ye katılan belediye başkanları ile ilgili görüşü sorulan Bakan Kurum şunları söyledi: Ben hiçbir belediye başkanını ‘gel görüşelim’ diye davet etmiyorum. Kendilerinden görüşme talebi geliyor ve biz görüşmek isteyen her bir belediye başkanımızla da görüşüyoruz. Görüşmek isteyenle biz görüşmeliyiz. Yani bakın mesela bu iklim konusu 86 milyonu ilgilendiren bir konu. Deprem konusu 86 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir konu. Bir önceki dönem hatırlayın, biraz da muhalefet partileri, ‘Engelleniyoruz, işte bizim işlerimiz yapılmıyor, yaptırılmıyor’ gibi bir siyaset ortaya koyuyorlardı. Bunun gerçekçi olmadığını ifade ettik ama belki bu dönem bu görüşmeler aslında bu gerçeği ortaya net bir şekilde koymuş oldu. Dolayısıyla biz böylesi hassas konularda herkesle görüşürüz, görüşmeye devam da edeceğiz. Bu görüşme çerçevesinde biz şehrin ihtiyaçlarını, beklentilerini konuşuyoruz, karar alıyoruz. Yani çok önemli.

“Cop, Birleşmiş Milletler Zirvesi ile Eş Diyebileceğimiz Bir Organizasyon”

DEPREM BÖLGESİ VE BELEDİYELERLE İŞ BİRLİĞİ ÖRNEĞİ

Deprem bölgesinde belediyelerle iş birliğinin önemini sahada gördüklerini anlatan Bakan Kurum, şöyle devam etti: Bizim deprem bölgesinde iki yılda 500 bin konut yapıyor olmamız aslında o irademizi, kararlılığımızı, o ekiple birlikte şehir için, hayallerimizi ne kadar kısa zamanda hayata geçirdiğimizi de net bir şekilde, somut bir şekilde gösterdi. Bence burada muhalefetin kaçırdığı konu şu. Yani her bir belediye başkanı, örneğin İzmir, 'Ben şehrime hizmet etmek istiyorum, şehrime yatırım yapmak istiyorum, dolayısıyla sizinle bu konuda daha yakın çalışmak istiyorum' dedi. Şimdi burada aslında aynaya dönüp muhalefetin şuna bakması gerekir. Ya muhalefetteyken bu işi meclis üyesiyle, genel merkeziyle, milletvekilleriyle niye uyum içerisinde götüremiyor? Niye bu kararları alamıyor? Bu kararları niye hayata geçiremiyor? Bunu sorgulaması gerekirken başka konulara değiniyorlar. Sanki biz herkesi çağırıyoruz, herkese baskı uyguluyoruz. Yok efendim arka odamıza alıp tehdit ediyoruz. Giden gelen belediye başkanları hepsi buradalar. Çok net bir şekilde kendileri de ifade edebilirler. Bunların hepsi yalan ve iftira. Yani daha konuşacak çok şey var ama bence bu ortama ve bu toplantıya uygun bu kadar konuşayım. Neticede biz görüşmeye devam edeceğiz.

KİRALIK SOSYAL KONUTTA YAKLAŞIK 2 BİN KONUT HAZIR

Deprem bölgesinde tamamlanan afet konutlarının tamamının afetlere dayanıklı ve iklim dirençli olduğunu dile getiren Bakan Kurum, benzer anlayışın 500 Bin Sosyal Konut Projesi’nde de hayata geçirildiğini vurguladı. Bakan Kurum, yine 500 Bin Sosyal Konut Projesi kapsamında İstanbul’da hayata geçirilen kiralık sosyal konut projesinde de 2 bine yakın konutun kurasının kasım ayı sonu veya aralık ayı başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı törenle çekileceğini açıkladı.

“AVRUPA'YA GİDİN BAKIN 600 BİN KONUTUN PROJESİNİ ÇİZEMEZLER”

Türkiye’nin deprem bölgesinde dünyada görülmemiş bir başarıyı ortaya koyduğunun altını çizen Bakan kurum şöyle devam etti: 500 bin sosyal konut çok çok önemli. Neden önemli? Yani Türkiye'de biz ‘enflasyonla birlikte artan kira fiyatlarını, konut fiyatlarını dengeleyeceğiz’ dedik ve ‘işe deprem bölgesinden başlayacağız’ dedik. Deprem bölgesinde biz 455 bin dedik, geçen sene aralık ayı itibariyle teslim ettik ve şu an 550-600 bine yakın konut bitme aşamasına geldi. Bu ne demek? Burada mağdur olan yaklaşık 2,5 milyon, depremde afetzede olan vatandaşımız şehirlerine, ilçelerine, köylerine gidecek demek. Büyükşehirlerdeki o yük azalacak demek. Yani biz hepsini, evimizi açtık, soframızı açtık, işimizi aşımızı paylaştık. Bugün artık o şehirler yeniden ayağa kalktı. Dolayısıyla o Ankara'da, İstanbul'da, İzmir'deki misafirlik bitti. Orada, kendileri artık eski hayatlarına devam edecek. 2 yılda 600 bin konut sürebilmek, bugün dünyanın hiçbir yerinde yok. Avrupa'ya gidin bakın 600 bin konutun projesini çizemezler. Yani projesi 2 yılda çizilmez. Çizemezler. Biz 2 yılda bitirdik, teslim ettik. Dolayısıyla bu önemli bir irade. İkincisi, sosyal konut. Yani 1 milyon 700 bin yapılmış. 500 bin daha yapacağımızı söylemişiz, 2028'de de teslim edeceğimizi söylemişiz. Bu kapsamda 100 bini neredeyse bitme aşamasına geldi. Bu yıl 170 bini ihale edeceğiz, önümüzdeki yıl kalanlarını ihale edip, 2028'de de bu 500 bin konutu vatandaşımıza söz verdiğimiz gibi teslim edeceğiz.

“İKLİME UYUM HAYATİ MESELE”

Bakan Kurum, konuşmasının sonunda iklim değişikliği ile mücadelede yerel ve merkezi idarenin iş birliği içinde hareket etmesinin öneminin altını bir kez daha çizdi: İklim değişikliğine bu anlamda uyum çok çok önemli, hayati bir mesele. Yani deprem kadar önemli ve hayati mesele. Zamanla insanlar görecek, isteyecek, tercih edecek. Belki bugün farklı öncelikleri konuşsak da ateş düştüğü yeri yakar. Ayazağa’daki o vatandaşımıza sorduğunuzda o acıyı yaşayanlar, o korkuyu yaşayanlar bununla ilgili irade ortaya koyulması gerektiğini net bir şekilde söylüyorlar. İsteriz ki bunlar yaşanmadan olsun. İsteriz ki tüm yerel yönetimlerimiz, iktidarı, muhalefeti hiçbirini ayırmıyorum. Mesela müsilajla ilgili bir irade ortaya koymazsanız bu müsilaj bir daha gelir. Yani arıtma tesisini yapacaksın. Yağmur suyu kanallarını yapacaksın, dere ıslahını yapacaksın ki bu krizleri en az hasarla atlatasın. Yani yazık değil mi insanların evi gitti, arabası gitti, milli servet, binlerce araba gitti. 

Kaynak: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı

PAYLAŞ

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!

Yükleniyor...
Radyo 80 Canlı Yayın
0
İstek & Öneri